Hz. Muhammed 609 yılının sonlarına doğru dini tebliğe başladığında, Arabistan yarımadası bir çöl…
Su sınırlı, insanlar tarafından açılmış birkaç su kuyusu ihtiyaç gideriyor.
O zamanlar Araplar göçebe… Mevsimlere ve yağmur dönemlerine göre göç yapan bir topluluk… Yaşam, temel olarak toprağa, hurmalıklara bağlı… Üretim suya bağlı buğday, arpa ve mısır… Hurma ağaçları yetiştiren üretici çok az...
En büyük şehrin nüfusu bilemediniz on bin…
Medine'de merkezî bir idare yok… Tam aksine, herkes bağımsız… Aşiret veya kabile reisinden başkasının sözünün geçmediği bir ortam… Yani başıboş bir insan topluluğu yaşantısı…
Medine'nin kuzey batı yönünde bir orman… Buradan odun kesip, satan hayatını kazanan yoksul Medineliler… Arazisi olmayanlara ekmek parası orman...
İnsanların olduğu gibi, hayvanların da içme suları geniş çaplı kuyulardan elde ediliyor.
Bazıları suyu kuyulardan alıp doğrudan doğruya evlere satarak hayatlarını kazanıyorlar.
Anlayacağınız iktisadi hayat tarım, su ve elle yapılan ürünler üzerineydi.
Lüks eşyalarında pazarları vardı. Mücevherat, parfümler, hoş kokular, müzik âletleri, metal tencereler, silâhlar ve benzeri şeyler ithal edilirdi.
Hz. Muhammed insanların her sıkıntısı ile ilgileniyordu. İktisadî bağımsızlığa çok önem veriyordu. Medine'ye hicretten sonra ekonomi kurallarını koydu.
Bir müstakil Medine alışveriş pazarı kuruldu. Sık sık pazarı denetlerdi. Bir gıda maddesinin ıslak kısmını alta koyarak satmaya kalkışan birini denetlerken, "..Aldatan kimse bizden değildir." demesi manidardır.
Üretici ve tüketici haklarının korunması, güvenli alışveriş ortamının hazırlanması sosyal yapının temel kuralları idi. Tasarrufa manevi bir şükür ve nimete karşı bir hürmet olarak bakılıyordu.
Bazı genel prensipler şöyle idi:
- Müşteri kızıştırmak yoktu.
- Üretici malının pazarda pahalılaştırılarak satılması kesinlikle mümkün değildi.
- Ticarette doğru olunması izlenirdi.
- Satılan malın kusurlarının açıklanması şarttı. Müşterinin yanıltılmaması esastı.
- El emeğine, kişisel çaba ile elde edilen kazanca önem verilirdi.
- Ortam güvenliydi.
- Sosyal ve malî sorumlulukların bilinci verilmişti.
- Borcun bir ihtiyacı gidermesi ve zamanında ödenmesi talep edilirdi.
- Darda kalanların borçlarına mühlet verilirdi.
- Yalan yeminle fiyat artırımına girişilmezdi.
- Helâl yol esas kazançtı.
- Çalışan işçiye emek hakkının hemen ödenmesi şarttı.
- Aldatan tacirlerin günahkâr olacağı ve eksik tartanların helak olacağına gönülden inanılırdı.
- Spekülasyon yapılmazdı.
- İğne değerinde bir şeyi bile zimmetine geçirmenin kıyamet gününde bir hıyanet ve hırsızlık sayılacağına inanılırdı.
İnsanların yararına daha başka yüzlerce prensipler bulunuyordu. Her “müslümanım” diyenin uyması gereken prensipler bütün bunlar…
Pazarın içi ise daha da prensipliydi… Pazarda ise misal birkaç kural şöyleydi;
“Pazardan vergi alınmıyordu. Satıcıların sabit yerleri tutmasına müsaade edilmiyordu. Bu yolla pazarın cazibesi arttırılıyordu. Pazar esnafı kendi kendini denetlemiş oluyordu. Zamanla faiz, karaborsacılık, şehirlinin köylü veya başkası adına mal satması ve bundan haksız yere kazanç elde etmesi yasaklanmıştı.
Komisyonculuk ve şehre mal getiren ticaret kafilesini yolda karşılayarak ucuza mal alıp da, piyasaya pahalı satmak kesinlikle yasaktı.
Piyasaya negatif yönde etki edecek her türlü suni müdahaleye fırsat verilmiyordu. Narh yani fiyatların sabitlenmesi de tasvip edilmiyordu.”
Denetim mekanizması sürekli çalışıyordu. Bu denetimin adı “hisbe” (denetleme) müessesesidir. Hz, Peygamber, halkın işlerini hızla ve kolaylıkla görülmesine çok önem veriyordu. "Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız; müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz" sözünü bu sebeple ifade etmişti.
Her Müslüman hisbe (denetim) ile görevliydi. İlk muhtesip (denetleyici), Hz. Peygamber’dir. Daha sonra Hz Peygamber, ashabından (sohbet arkadaşlarından) da pek çok şahsı özel olarak görevlendirmişti. Denetleyici, Allah’ın rızası, kul hakları ve bu ikisinin bir arada bulunduğu pek çok meseleyi denetlemeye yetkiliydi.
Hz. Peygamberin şu duası çok anlamlıdır. "Allah'ım! Her kim ümmetimin işinden bir şeyi üzerine alır da onlara meşakkat verirse, Sen de ona meşakkat ver! Her kim de ümmetimin işlerinden bir şeyi üzerine alıp onlara lütuf ve merhametle muamele ederse, Sen de ona lütuf ve merhametle muamele yap!"
Halk hizmetleri sosyal yapıydı. Görevliler bilgili, becerikli, dirayetli, anlayışlı, sempatik, güler yüzlü, hoşgörülü, iyi niyetli, kişiler arasından seçiliyordu. Hiçbir kimse bir göreve ısrarla gelemezdi. Çünkü ihtiraslının, görevini kötüye kullanacağı, rüşvet alacağı ve iltimas edeceği kanaati yaygındı.
Hz. Peygamber bu konuda şu talimatı vermiş; "Bir devlet memuriyetini (ısrarla) istemeyiniz. Zira şayet senin isteğin üzerine bu iş sana tevdi edilecek olursa, sen bu işteki kifayetsizliğinden dolayı sorumlu tutulursun; böyle olmayıp da sen istemeksizin bu iş sana tevdi edilecek olursa yardıma eriştirilirsin" ifadesini buyurmuş.
Bütün idarî kademe ve hizmetleri emanete benzetmiş ve "... iş ehil olmayana verildi mi, kıyameti bekle" demiştir. Ehil olmayan kişiler mesul tutulduğu gibi, onları tayin etmenin de vebali biliniyordu.
Genel ekonomik prensipler Hz. Peygamber veda hutbesi ile tamamlamıştı. Her insan şahitti. Mesuldü.
Günümüz ekonomileri ise sadece paraya odaklanmış. Kaynakların kıtlığı ve isteklerin çokluğu arasında yuvarlanan insanlar maalesef sürekli çelişki yaşıyor. İhtiyaç olan ürünlerin yeterince üretimi teşvik edilemiyor. İhtiyaçların seçimi yapılırken tüketiciler yanlış reklamlarla şaşırtılıyor.
Bütün ekonomik sistemlere bakılırsa, sosyal sorumluluğu olan ekonomik yapı insanlık için en önemlisi... Her insan başkalarının sorumluluğu hissetmeli, başkaları için yaşayan bir insanlık oluşturmalı… Benimkide hayal deyin...
Borsalar, döviz, faiz, üretim, ticaret, ihracat, para ve vergiler insanlığın refahına acaba ne zaman hizmet edecek?
Kenya'nın kurucu devlet başkanı, Jomo Kenyatta’nın sözü ile farklı bir konuyu da belirtmiş olalım.
"Batılılar geldiklerinde ellerinde İncil vardı, bizim elimizde topraklarımız vardı. Bize gözlerimizi kapayarak dua etmesini öğrettiler. Gözümüzü açtığımızda bizim elimizde İncil, onların elinde topraklarımız vardı."
Kenyanın başına geleni Allah hiç bir ülkenin başına vermesin.
Her insan sadece bir dakikalık oksijen nefesine muhtaç olduğu bu dünyayı iktisadi yönden detaylı algılamalı…
Bilelim ki iktisadi üstünlük, insani üstünlük değildir. İnsani üstünlük parayla satın alınamıyor.
peygamberimiz dünyada kapitalizmi çökerten tek kişidir ondan sonra bir daha olmadı nasılmı medineye sürüldüğünde ebu süfyan ve kapitalist tayfalarıyla 10 yıllık bir anlaşma imzalamıştı merak eden okusun öğrensin sonra bütün arkadaşlarına nefsi terbiye'yi öğretti bu terbiye o kapitalizmi yıktı.