Gündüzü başka, gecesi başka nice güzel kentler var dünyada.
Hava kararmaya başlayınca yavaştan yavaştan çok değerli mücevherler gibi ışığın içinden çıkarlar.
Mesela, Macaristan'ın başkenti Budapeşte aynen böyledir. Fransa'ya gidenler başkent Paris'i, Eyfel Kulesi'nden süzülen ışıkların büyüsü altında tarif etseler de, bir sanayi şehri olan Lyon'un aydınlatma tasarımı, çok daha güzeldir.
İstanbul'a gelirsek, geceleri aydınlatması yetersiz bir şehir çıkar karşımıza.
Sizleri bilemem ama 24 saat yaşayan bu canım kenti, karanlık bulanlar çoğunlukta. İki Boğaz köprüsü ışıklandırıldı da Boğaziçi biraz renklendi ancak şehrin incileri olan tarihi mekanların büyük bölümü geceleri parlamıyor.
Köprülerin ışıklandırılması işini üstlenen Philips Aydınlatma Ülke Başkanı Ülkem Kırımlı ile "İstanbul karanlıktan nasıl kurtulur" konusunu konuştuk.
"Gece güzeli" şehirlerin çoğunda onun firmasının imzası var. "Aydınlatma, multidisipliner bir konu. İçinde teknoloji var, elektrik mühendisliği var, aynı zamanda bir de tasarım var ki o da sanatla bağdaşıyor" diye söze başlayan Kırımlı, İstanbul'da henüz böyle bir "hikâye"nin olmadığını söyledi.
Master planı yok
Kırımlı'dan öğrendiklerimi sizlerle paylaşıyorum. Nasıl ki iyi şehirleşme o şehir için yapılan master planla başlıyorsa, aydınlatmanın da aynı şekilde bir master plan çerçevesinde olması gerekiyor.
Çünkü her şehrin kendisine özel yapısı ve dokusu var. Önce bunlar belirleniyor, sonra da mimari, teknoloji ve estetik değerlerle bütün şehrin hikâyesi ışıkla yazılıyor. Esas soru şu: O şehir, hangi kimlikle ön plana çıkacak?
Mesela; Budapeşte'deki ışıklandırmanın özünde şehrin Tuna'da yansıması ön planda. Şehir, hem Buda'yı hem de
Peşte'yi nehirle birleştiriyor. Bu kurgu da turistlerde hayranlık uyandırıyor.
İstanbul için nasıl bir hikâye tasarlanmalı?
İki kıtayı birbirine bağlayan İstanbul Boğazı baz mekan alınabilir. Işığın hikâyesi Karadeniz'den Kavaklar'dan başlar, iki kıyıdaki kalelerle ilerler, bazı tarihi ve güzel yalılar ve hisarlarda durulur, sonra da yavaş yavaş tarihi yarımadaya doğru giderken tasarım hızlanır. Kendinizi bu ışık huzmeleri içinde bir teknede düşünebilirsiniz. Bunu yaşayan turistler, bence İstanbul'da ömür boyu kalmak isterler. Ne dersiniz?
Rembrandt geldi, Van Gogh yolda
Sabancı Grubu Başkanı Güler Sabancı'nın sanata merakını herkes biliyor. Sakıp Sabancı Müzesi de (SSM) bugüne kadar açılan küresel sergiler de bunu gösteriyor. En son müzeye getirilen "Rembrandt ve Çağdaşları" sergisi, Hollanda ile 400 yıl önce başlayan ilişkileri sanatla zirveye taşıyor.
İki ülke ilişkilerinin 400'üncü yılı ve SSM'nin 10'uncu kuruluş yıldönümü, sergiye vesile oldu. 17. yüzyılın eserlerinden oluşan bu sergi, çarşamba günü İstanbullular'ın beğenisine sunulacak. Dönemin ruhunu yakalayabileceğiz. Müzenin Yöneticisi Nazan Ölçer'in rehberliğinde serginin önemli bazı eserlerini gördük.
Sergide 59 sanatçıya ait 73 tablo, 19 desen ve 18 obje olmak üzere toplam 110 eser yer alacak. Şu notu da verelim; serginin Türkiye'ye getirilme serüveni 2.5 yıl önceye dayanıyor. ING Bank Yönetim Kurulu Başkanı John McCarthy ve Sabancı Holding Başkanı Güler Sabancı'nın özel katkılarıyla serginin açılması gerçekleştirilmiş.
Bu arada Nazan Ölçer, 2014'te bir Van Gogh sergisi için de girişimlere başlanıldığını müjdeledi. Onu da haber verelim.