Avea'nın ince ince zekice tasarladığı, doğrudan Turkcell'e saldırdığı ve "daha pahalı olduğunu ima ettiği" sarı cipli reklamı "haksız rekabet" gerekçesi ile mahkeme tarafından durduruldu.
Benim anlamadığım bu tür reklamların kanalların hukukçularını aşıp nasıl yayına girdiği. Rakibe yönelik mesaj veren reklam konusunda çiftte standardın uygulanıp uygulanmadığı...
Örneğin geçen hafta Exper'in bir reklamı, içinde öylesine söylenen "Elma'dan ucuz" sözü var diye Star TV tarafından yayına kabul edilmemiş.
Eğer Exper'in reklamı yayına alınmıyorsa cipli reklam nasıl alındı?
Artık Türkiye'nin rakibe saldıran "haksız rekabet" yaratan reklamlarda bir dünya standardını belirlemesi ve saldırıyı yapanın düzeltilmiş reklamının daha önce yayınlandığı GRP ağırlığıyla yayınını sağlaması şart.
Bir kere reklam yayına girdikten sonra bütün etki gerçekleşiyor ve atı alan Üsküdar'ı geçiyor. Eğer "düzeltilmiş reklamı" aynı ağırlıkta yayınlama cezası gelirse kolay kolay kimse "haksız rekabet" yaratan reklamı yayınlama cesareti gösteremez.
Bu arada Avea mahkeme kararından sonra aynı reklamı "Necefli Maşrapa" mizahı ile sansürleyerek internette viral olarak yaydı. Yine ince ince çok zekice bir uygulamaydı. Bu konuda kutlarım.
Türkiye'nin kumbarası doluyor
Turkcell'in Van'a yardım için oluşturduğu "Türkiye'nin kumbarası" etkili bir proje oldu. Daha ilk haftada 250 binden fazla 5 TL'lik SMS kumbaraya atıldı ve Van'daki öğretmen lojmanına tuğla oldu, yatak oldu, sandalye oldu. Van'daki öğrenci yurduna ranza oldu, kablo oldu, çimento oldu.
Yardımlar bu hızla kumbaraya dolmaya başlarsa Türkiye Van'a koca bir eğitim kampüsü kazandırabilir. Bu arada Turkcell'i de Turkcellliler'i de kutlarım. Rakiplerinin bel altı vuruşlarına, çamur atmalarına aldırmadan, moralini bozmadan, lidere yakışır bir şekilde sosyal sorumluluk kampanyalarına devam ediyor. Adeta Türkiye'ye kurumsal iletişim dersi veriyor.
Eti'den iki iyi bir kötü
Eti, belli ki farklı ajanslarla çalışıyor. Bir reklamının kalitesi diğer reklamının kalitesini tutmuyor. Örneğin Kibariye'nin oynadığı Paykek reklamlarının stratejisi de uygulaması da güzel.
Kibariye Kanaltürk'teki sabah programları ile yeni bir çıkış yakaladı. Bu çıkışı kaçırmayan Eti "Çatkapı gelen misafire Paykek" konumlamasını pekiştiren hoş bir iş yapmış. Hedef kitle-ünlü uyumu "cuk" oturmuş.
İkinci iyi iş ise Eti "Benim O." "Benim O" söz oyunu üzerinden sevgililer arasındaki kavganın yeni versiyonu da çok şirin ve ürünün lezzetine vurgu yapıyor.
Tutku reklamları ise feci olmaya başladı. Uzaydan gelmiş kırmızı giyimli yaratıkların "Alkışlarla Yaşıyorum" Türk Sanat Musikisi yorumlaması absürtlüğün son noktası. Reklamda absürt çalışır, dikkati diğer reklamlardan daha çok çeker ama böyle ürünün çok geri planda kalması sadece absürdün reklamını yapar. Gidilen yolun sonu yok. ETİ Tutku'nun reklam stratejisini bir gözden geçirse iyi olur.
Yönetim kurulları videoya kaydedilmeli
Yeni Türk Ticaret Kanunu yakında yürürlüğe girecek. Çok sayıda değişiklik olumsuz yönleri ile firmalar tarafından eleştiriliyor. En çok eleştirilen konulardan biri küçük-büyük her firmaya internet sitesi yaptırma zorunluluğu. Bir diğeri ise borsaya kayıtlı şirketler için getirilen bağımsız yönetim kurulu üyelikleri ve bu üyelerin azınlık yetkileri.
Açıkçası ben bu iki değişikliği de onaylıyorum. Hatta iki değişikliği birleştirip yeni bir öneri getirmek istiyorum. Borsaya kayıtlı tüm şirketlerin yönetim kurullarının video kaydı tutulmalı ve kayıtlar en az 5 yıl saklanmalı. Ayrıca internet üzerinden genel kurul toplantıları canlı olarak yayınlanmalı. Nasıl ama? Bomba değil mi? Hele ikincisi canlı bomba!
Reklametre (4-6 Şubat 2012)
En İyi TV
1.Kibariye (Eti Paykek)
2.Yıldönümü (Fiyat Punto)
3.Beyin-Ceren (Pınar Beyaz)
4.Gitar (Vodafone)
5.Avea (Sarı Cip)
Özgür Karaçak'tan Özgürce
LinkedIn'in etkisi artıyor
Bugün elinizi kolunuzu sallaya sallaya Turkcell'in kapısından girip herhangi bir yöneticisi ile görüşebilir misiniz? Önce kim olduğunuzu sonra randevunuz olup olmadığını sorarlar, arkasından eğer biraz şanslıysanız bir asistana aktarılırsınız ve 3 dakika içinde kibarca uğurlanırsınız. Sonra araya sokabilecek bir tanıdık ararsınız ve eğer "çevresi geniş" bir ahbabınız varsa ümitlerinizi haftalarca korursunuz. Kim bilir belki uslu bir çocuk olursanız Şirinler'i bile görebilirsiniz.
İşin şakası bir tarafa sosyal medyanın en önemli oluşumlarından LinkedIn isimli iş ağı Türkiye'deki üye sayısının 1 milyona ulaştığını açıkladı. Türkiye'deki birçok büyük holdingin insan kaynakları çözümleri için de kendilerinden faydalandıklarını belirttiler. Belki hatırlayanlarınız olacaktır, Xing isimli bir başka iş ağı platformu da Türkiye operasyonları için önemli bir yapılanmaya girmiş fakat daha sonra yönetimi tekrar Almanya merkeze çekme kararı almışlardı. Ama Türkiye'deki üye sayılarını da ciddi miktarda artırmışlardı. Yani artık çevresi geniş bir ahbaba ihtiyacınız yok. Düzgün kullandığınız bir LinkedIn hesabı yaratırsanız birçok büyük şirketin herhangi bir kademesindeki kişilere kolayca ulaşabilirsiniz. Ama iş hayatındaki gerçekler burada da değişmiyor. Saçma sapan talep ve beklentilerle kimseyi meşgul etmeyin, iş ağlarının da bir disiplini var.