Hafta başında Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu'nda hararetli bir tartışma vardı.
Yoksul vatandaşlara sağlanan karşılıksız sağlık hizmetleri eşitlik, adalet ve hasta hakları yönüyle en hassas noktadan gündeme geldi.
Sözünü ettiğimiz tartışma, yeşil kartlılara sunulan sağlık hizmetlerinde yapılan bir değişiklikle ilgiliydi. Mevcut uygulamada yeşil kartlı vatandaşlar sevk almadan özel hastanelere gidip muayene olamıyorlar. Prim ödeyen sigortalılar içinse böyle bir engel yok. Özel hastanenin fark ücretini ödeyen her sigortalı, sevk almadan özel hastanelerin sunduğu hizmetlerden yararlanabiliyor.
Her yeşil kartlı yoksul mu?
İşte komisyonda milletvekillerimizi hararetli tartışmanın içine çeken durum bu "ikili" yapıydı. Yeni yasa yeşil kartlıların sağlık hizmetlerinden yararlanmalarına ilişkin sistemde bir değişiklik yapmıyor, sadece bu konudaki yetkiyi SGK'ya veriyor. Ancak tartışma birden "yoksul vatandaşa yapılan kötü, ayrımcı muamele" eksenine kaydı. Muhalefet milletvekilleri yoksul vatandaşların özel sağlık hizmetlerinden mahrum bırakılmasının eşitlik ilkesine ve insan haklarına aykırı olduğunu söyleyip iktidarı can evinden vurmaya çalıştılar.
Bu ülkenin başına ne geldiyse popülizmden geldi. İnsanlarımızı 38-42 yaşında emekli edip üretken emeği pasif, tüketici konuma düşürürken ne kadar popülist davrandıysak bugün de insanlarımızı tembelliğe iten, üretimden uzaklaştıran sistemi daha da cazip hale getirecek yaklaşımlara prim vererek popülizme kucak açıyoruz. Türkiye'de 9,5 milyon vatandaşımızda yeşil kart var. Ancak bunların ne kadarının gerçek anlamda yoksul ne kadarının yoksulluğu sömüren fırsatçı kitlesi olduğunu bilen yok.
Madem fark ödüyorsun o zaman prim öde.
"Gelirim yok. Cebimde 1 kuruşum yok. Devlet bize baksın" diyene, sosyal devlet anlayışı gereği bakılıyor. Her türlü sağlık hizmeti prim ödeme şartı aranmaksızın devlet hastanelerinde veriliyor. Bu hizmet sunulurken, "Devlet bize baksın, üstüne de özel hastanelere gidebileyim" dendiğinde durum tamamen değişiyor. Çünkü özel hastane uygulamasında "fark ücreti" var. Devlete prim ödeyip sağlık hizmetlerinden yararlanan vatandaşlar özel hastaneye gittiklerinde yüzde 70'e varan oranlarda fark ödüyorlar. Primin üzerine bir de bu devasa farkı ödeyebilenler, daha iyi sağlığa değilse bile çok daha iyi, 5 yıldızlı hastane konforuna erişiyor.
Primi bile ödeyecek gücü olmadığını beyan eden vatandaş, özel hastanenin konfor farkını ödeyebilir mi? Ödeyebiliyorsa o vatandaş nasıl yeşil kartta kalır? "Madem farkı ödeyebilecek gücün var, o halde önce primini öde" denmez mi? Hem sonra; pirimi ödeyemeyecek durumda olduğunu beyan ettiği halde özel hastaneyi karşılayacak parayı cebinden bir çırpıda çıkarıp ortaya koyan vatandaş yıllardır devleti kandırdığını nasıl gizler?
Bütün bu çarpıklığa rağmen diyelim ki yeşil kartlı vatandaşlara özel hastane yolu açıldı. Bu durumdan gerçek yoksul değil, iki grup yararlanır. Birincisi gerçekte yoksul olmayan yeşil kart fırsatçısı varlıklı kesim, ikincisi de böyle bir kapının açılması için uzun süredir uğraş veren, fırsat kollayan özel sağlık kurumları. Siz hiç yoksula ayrılan kaymağı yoksulun yediğini gördünüz mü?